Phantom Blade Zero incelemesi

Uzaktan bakıldığında karanlık atmosferi, kasvetli renk paleti ve kayıt noktası işlevi gören çanlarıyla bir “Soulslike” izlenimi verse de Phantom Blade Zero, kontrol cihazını elinize aldığınız ilk dakikada çok daha hızlı, özgür ve agresif bir karakter aksiyon-rol yapma oyunu olduğunu kanıtlıyor. Çinli geliştirici S-Game ekibinin yıllar önce bağımsız bir proje olan Rainblood: Town of Death ile temellerini attığı evreni devasa bütçeli bir prodüksiyona taşıdığı yapım, oyuncuyu “Wulin” adı verilen acımasız bir dövüş sanatları yeraltı dünyasına bırakıyor.
Görevimiz, ihanete uğrayıp kalbinden bıçaklanan ve gizemli bir şifacının taktığı geçici kalple yalnızca 66 günlük ömrü kalan suikastçı Soul’u yöneterek hem bu ölümcül lanetin çaresini bulmak hem de üzerimize yıkılan suikast suçunun ardındaki komployu ortaya çıkarmak. Phantom Blade Zero, geleneksel Çin dövüş sanatları edebiyatı olan “wuxia” kültürünü karanlık fantezi, korku ve buharlı makinelerle harmanlayarak kendi kimliğini belli ediyor; anlatı tarafında zaman zaman tökezlese de kılıçların çarpıştığı her anı kusursuz bir koreografiye dönüştürmeyi başarıyor.
Soul’un mensubu olduğu “The Order” liderini öldürmekle suçlanması ve kan kardeşi Zuo Shang ile girdiği düelloyu kaybetmesiyle başlayan intikam ve kefaret öyküsü, kağıt üzerinde klasik dövüş filmlerini aratmayan güçlü bir dramatik çatışma barındırıyor. Geleneksel tapınakların ve bambu ormanlarının devasa sanayi fırınları, buhar boruları ve kukla telleriyle iç içe geçtiği bu “Kungfupunk” dünyası, atmosfer olarak insanı hemen içine çekiyor. Ne var ki oyunun özellikle ilk yarısında bu zengin evreni anlatma biçimi oldukça savruk.
Daha ilk saatlerden itibaren yeterli bağlam verilmeden üzerinize boca edilen tarikat isimleri ve terimler kafa karışıklığı yaratırken, “Crane Bell” adı verilen çanlar ve ara sahneler üzerinden giren geçmişe dönüş sekansları zaman çizgisini takip etmeyi iyice zorlaştırıyor. Hikâyenin hiçbir uyarı yapmadan birkaç gün öncesinden iki yıl öncesine, oradan da yirmi yıl önceki çocukluk anılarına atlaması, karakterlerle duygusal bağ kurmayı geciktiriyor.
Üstelik önemli olay örgüsü detaylarının etrafa saçılmış kitap sayfalarına ve dokunduğunuzda kalıcı özellik artışları sağlayan mavi “Memory Flower” bitkilerine gizlenmiş olması da tempoyu kesintiye uğratabiliyor; zira bu çiçekleri topladığınızda yaklaşık 15 saniye boyunca yerinizde sabit kalarak rastgele bir karakterin monoloğunu dinlemek zorunda kalıyorsunuz. Yine de Phantom Blade Zero oyununun ikinci yarısında parçalar yerine oturduğunda ve yan görevlerdeki trajik hikâyeler ana olay örgüsüyle kesiştiğinde, anlatı tatmin edici bir duygusal karşılık vermeyi başarıyor.
Hikâye anlatımındaki bu dağınıklık, kılıçlar çekildiği anda yerini saat gibi işleyen muazzam bir dövüş sistemine bırakıyor. Pek çok modern aksiyon oyununun aksine burada attığınız her adımı kısıtlayan geleneksel bir dayanıklılık çubuğu yok; hafif saldırılar, standart kaçınmalar ve savuşturmalar tamamen bedelsiz gerçekleştiriliyor. Bunun yerine çatışmanın merkezinde hem ağır saldırılarınızı hem de savunmanızı besleyen “Sha-Chi” adlı çift yönlü bir enerji kaynağı yer alıyor.
Savunma tuşuna basılı tuttuğunuzda Soul, kendi saldırı animasyonunun ortasında bile olsa her yönden gelen bloklanabilir darbeleri Sha-Chi harcayarak karşılayabiliyor. Düşmanların da tıpkı sizin gibi birer Sha-Chi kalkanı bulunuyor ve agresif kalarak bu kalkanı kırmak, Phantom Blade Zero içerisindeki dövüşlerin temel hedefini oluşturuyor. Rakibin mavi parlayan “Brutal Move” saldırılarını doğru zamanda savuşturmak veya kırmızı parlayan “Killer Move” hamlelerinden son anda kaçınmak, “Ghoststep” mekaniğini devreye sokarak sizi anında düşmanın arkasına ışınlıyor ve yıkıcı karşı saldırılar için fırsat penceresi açıyor bu oyunun içerisinde.
Sistemin en parlak noktası ise yanınızda taşıdığınız iki birincil silah arasında kombo ortasında geçiş yapmanın Sha-Chi enerjinizi anında tamamen doldurması. Kısa bir bekleme süresine tabi olan bu silah değiştirme mekaniği ve doldukça açığa çıkan “Power Surge” adlı özel teknikler sayesinde, Phantom Blade Zero oyununda geri çekilip beklemek yerine sürekli ileri atıldığınız, savunmayla saldırının aynı anda aktığı baş döndürücü bir ritim yakalıyorsunuz.
30 ila 45 saati bulan bu serüvende dövüşlerin bir an olsun sıradanlaşmamasının en büyük sebebi, Phantom Blade Zero içerisindeki 30’dan fazla birincil silahın her birinin başlı başına ayrı bir dövüş sanatları disiplini gibi tasarlanmış olması. Alt ettiğiniz bölüm sonu canavarlarından elde ettiğiniz tek elli, çift elli veya ağır silahlar, sadece hasar sayılarını değiştirmekle kalmayıp oynanış tarzınızı kökten şekillendiriyor. Örneğin, “The Fanatic’s Broken Blade” kullanırken savunma esnasında içki içerek Soul’u sarhoş edebiliyor ve kılıcın havada uçarak menzilli saldırılar yapmasını izliyorsunuz.
“Outlaw Warblade” ise hafif saldırılarda düşmandan can çalarken ağır saldırılarda kendi canınızı harcayarak yüksek riskli bir oyun tarzı sunuyor. Birincil silahlarınıza ek olarak, “Remnant Spark” adı verilen ayrı bir kaynakla çalışan iki adet “Phantom Edge” kuşanabiliyorsunuz. Düşman kalkanlarını parçalayan ağır baltalardan ve uçan giyotinlerden, alanı elektriğe boğan “Thunder Spear” mızrağına ve hatta düşmanların üzerine sürülen atlı bir arabaya kadar uzanan bu ikincil araçlar, element etkileşimleriyle taktiksel derinliği katlıyor; mesela ateş kullanan bir rakibi önce suyla ıslatıp alevlerini söndürmek, ardından yıldırım saldırısıyla felç etmek dövüşün seyrini değiştiriyor.
Üstelik silahlarınızı 30. seviyeye kadar yükseltirken veya “Soul Tempering” ile yeni nitelikler eklerken harcadığınız tüm materyalleri ve “Remnant Dust” birimini dilediğiniz an tek kuruş kaybetmeden geri alabiliyorsunuz. Yanınıza aldığınız iki farklı iksir türü ve savuşturma süresini uzatmak gibi somut avantajlar sağlayan aksesuarlarla birleşen bu esnek yapı, yeni bulduğunuz her silahı korkusuzca denemenin önünü açıyor. Phantom Blade Zero, bu konuda çok akıllı.
Silahların ve dövüş koreografisinin bu kadar etkileyici hissettirmesinde, ünlü dövüş sanatları ustası Donnie Yen ve aksiyon yönetmeni Kenji Tanigaki’nin hareket yakalama sürecindeki doğrudan katkısı hemen fark ediliyor. Her silah için hem erkek hem de kadın dövüş sanatçılarıyla ayrı çekimler yapılması, karakterlerin ağırlık merkezinden kılıç savuruşlarına kadar her hareketin ekrana inanılmaz bir doğallıkla yansımasını sağlamış. Bu animasyon kalitesi, Phantom Blade Zero oyununun hiç tekrara düşmeyen elliden fazla bölüm sonu canavarı karşılaşmasında zirveye çıkıyor.
Geleneksel aslan dansı figürlerini çok aşamalı bir meydan okumaya dönüştüren “Lion Dance Grandmaster” veya “Bai Chilian” gibi görkemli savaşların yanı sıra, özellikle sizinle aynı hızda ve agresiflikte hareket eden insan boyutundaki ustalarla yapılan düellolar nabzı en üst seviyeye çıkarıyor. Phantom Blade Zero oyununun burada sunduğu en büyük kolaylıklardan biri, çok aşamalı boss savaşlarında ilk aşamayı geçtikten sonra ölürseniz sizi doğrudan kaldığınız aşamadan başlatması. Ayrıca menüden istediğiniz an değiştirebildiğiniz üç zorluk seviyesi, acımasız bir sınav arayanlar için “Hellwalker” zorluğunu, daha fazlasını isteyenler içinse oyun bittikten sonra açılan ve toplamda sadece 66 kez ölme hakkı tanıyan “66 Days” modunu sunuyor.
Ancak dövüşler bire bir düellolarda ne kadar kusursuzsa, dar iç mekânlarda birden fazla saldırgan düşmanla veya devasa yaratıklarla sıkıştığınızda kamera açısı bir o kadar sorun çıkarabiliyor. Bazı çevresel nesnelerin şeffaflaşmaması görüşü kapatırken, boss arenalarının zeminindeki ufak taşlara veya yere saplanmış silahlara ayağınızın takılıp bir saniyeliğine hareketsiz kalmanız, özellikle yüksek zorluklarda haksız ölümlere yol açabiliyor.
Sekiz ayrı bölgeden oluşan dünya tasarımı ise günümüzün şişirilmiş açık dünyaları yerine kendi içinde dallanıp budaklanan, kestirmelerle birbirine bağlanan geniş-doğrusal haritalar üzerine kurulu. Çevrede size nereye gideceğinizi dikte eden sarı boyalar veya ekranı dolduran işaretçiler yok; uzun otların arasında gizlenerek veya çatılardan koşup zincirleme suikastlar yaparak düşman kamplarını temizlemek tamamen sizin gözleminize bırakılmış. Phantom Blade Zero içerisindeki bu tasarımın en radikal kararı ise öldürdüğünüz düşmanların çanlarda dinlenseniz bile bir daha asla dirilmemesi ve öldüğünüzde hiçbir kaynak kaybetmemeniz.
İlerledikçe kazandığınız kancalı bıçaklar veya engelleri kıran ağır silahlar gibi Phantom Edge araçlarıyla eski haritalara geri dönüp gizli bölgeleri açmak, düşmanlar yeniden doğmadığı için angaryaya dönüşmeyen, son derece akıcı bir keşif hissi yaratıyor. Phantom Blade Zero oyununun madalyonunun diğer yüzünde ise temizlenmiş bölgelerin tamamen ıssızlaşması geri dönüşlerdeki gerilimi sıfırlıyor ve yeni geliştirdiğiniz silah kombinasyonlarını denemek istediğinizde haritada dövüşecek düşman bulamamanız eksiklik hissettiriyor.
Keşif sürecini gölgeleyen birkaç ufak pürüz daha mevcut: Geleneksel Çin mürekkep resmi tarzındaki el çizimi haritalar görsel olarak muazzam görünse de yükseklik ve derinlik bilgisini hiç yansıtmadığı için aradığınız bir noktanın yerin altında mı yoksa uçurumun tepesinde mi olduğunu anlamak zorlaşıyor. Ayrıca zaman zaman denk gelen manuel zıplama sekanslarının hantallığı, görünmez duvarlar ve Phantom Blade Zero oyununun sonlarına doğru bazı yan görevlerin “git ve şu eşyayı getir” döngüsüne sıkışması keşif temposunu kısmen yavaşlatıyor.
Unreal Engine 5 ile geliştirilen Phantom Blade Zero, gerçek zamanlı aydınlatma yerine önceden işlenmiş geleneksel ışıklandırma tekniklerini tercih ederek hem karanlık sanat yönetimini korumuş hem de böylesi hızlı bir aksiyon oyunu için hayati önem taşıyan kare hızı istikrarını güvenceye almış. Sulu boya tablolarını andıran iki boyutlu animasyon sekansları ve gölge oyunu estetiğiyle bezeli ara sahneler görsel bir şölen sunarken, oyun içi motorla hazırlanan bazı ara sahneler bu kalitenin bir adım gerisinde kalabiliyor ne yazık ki efendim.
İşitsel tarafta ise geleneksel Çin çalgılarını yüksek tempolu rock ve elektronik müziklerle buluşturan besteler, ıssız köylerdeki melankoliden boss savaşlarındaki yüksek adrenaline kadar her duyguyu başarıyla taşıyor. Seslendirmede orijinal Çince (Mandarin) dublaj karakterlerin dramatik ağırlığını ve wuxia ruhunu kusursuz yansıtırken, İngilizce seslendirme yapay duraklamalar, duygusuz okumalar ve altyazılarla uyuşmayan çeviriler nedeniyle atmosferi zedeliyor; ayrıca nadir de olsa diyalog seslerinin müziklerin altında ezildiği ses miksajı sorunları yaşanabiliyor.
Teknik performansta PlayStation 5 Pro, performans modunda neredeyse tamamen sabit 60 FPS sunarak çok akıcı bir deneyim yaşatıyor; yalnızca su efektlerinin yoğun olduğu bazı boss savaşlarında ufak kare hızı düşüşlerine veya karakterin zeminin altına düşmesi gibi nadir hatalara rastlanıyor. Okuduğum kadarıyla PC tarafında ise ilk açılıştaki gölgelendirici derlemesi sayesinde takılmasız ve yüksek kare hızlı bir performans alınsa da ışın izleme açıldığında performans ciddi oranda düşüyor ve özellikle orta segment sistemlerde karşılaşılan kare hızı dalgalanmaları ile kayıt dosyası hatalarının yamalarla düzeltilmesi gerekiyor.
Sonuç olarak Phantom Blade Zero, dövüş sanatları sinemasının o baş döndürücü hızını, zarafetini ve sertliğini doğrudan oyuncunun parmak uçlarına taşıma hedefini büyük bir ustalıkla gerçekleştiriyor. İlk saatlerdeki kopuk hikâye kurgusu, dar alanlardaki kamera sıkışmaları veya haritanın dikey yönlendirmedeki eksikleri deneyimi kusursuz olmaktan alıkoysa da oyunun kalbindeki dövüş mekanikleri o kadar derin ve ödüllendirici ki bu pürüzler kılıçların ilk çarpışmasında unutulup gidiyor. Oyuncuyu yapay zorluklarla veya zaman kaybettiren tekrarlarla yormadan, tamamen kendi dövüş ritmini ve silah kombinasyonlarını yaratmaya teşvik eden S-Game, türünde uzun yıllar referans kabul edilecek, kimliği olan unutulmaz bir aksiyon oyununa imza atmış.